Teosofi

Başlatıcı Döngüler

Başlatıcı Döngüler

Varlığımızın özü saf bilinçtir. İçimizdeki tanrıyla, bu saf Monadik bilinçle bağ kurduğumuzda bilgi bize kendiliğinden gelir. Anlayışımız genişler, sonunda kozmik bir hâl alır; o zaman kozmosumuzun, daha büyük bir kozmosun yalnızca bir atomu olduğunu fark ederiz. Bu, evrimin ve büyümenin, içsel ve dışsal olanın yoludur; inisiyasyon yoludur, yüce sevgiye ve şefkate giden yoldur.

İnisiyasyon kelimesi, "başlamak" anlamına gelen Latince bir kökten gelir. Ezoterik olarak yeni bir başlangıç yapmayı, bireyin içinde taşıdığı bütün spiritüel ve entelektüel ihtişamı açığa çıkaracak bir yaşam ve çalışma akışına girmeyi ifade eder. Aslında inisiyasyon, evrimsel sürecin hızlandırılmasıdır. Bu, herhangi bir aşamayı atlamak anlamına gelmez. O aşamaya doğal yoldan ulaşmak çağlar süreceği için "hızlandırma" denen şey, bu yolculuğu kısa bir süreye yoğunlaştırmaktır.

Bu nedenle ezoterik eğitim çoğu zaman acı vericidir; çünkü doğanın olağan işleyişinde on binlerce, belki milyonlarca yıl alacak olanı hızlı ve güçlü biçimde yapmak, hızlandırılmış bir büyüme demektir. Aday, hayatın güzelliğini ve uyumunu her yerde görecek kadar yavaş yavaş büyümek yerine, demir bir iradeyle kendine hâkim olmayı, kendini tamamen unutmayı ve herkese hizmet etmeyi öğrenmelidir. Evrensel benlik uğruna kendinden vazgeçmek, kozmik yaşamı yaşayabilmek için her gün ölmek: Bunun bir başka adı budur.

Her insan, Sonsuz'un bağrından kendinin bilincinde olmayan bir tanrı kıvılcımı olarak çıktığı ilk andan, tanrısallığını öz-bilinçli bir tanrı olarak yeniden kazanacağı ana dek, defalarca başarısız olacaktır; yine de yükselip ilerlemeyi sürdürdükçe eninde sonunda başaracaktır. Başarısızlıklar o kadar önemli değildir. Asıl yanlış olan geriye gitmek, durmak ve evrimsel akımın yanımızdan akıp gitmesine izin vererek bir şeyi geride bırakmaktır; bu ahlaken yanlıştır. Görevimiz ilerlemek, kişiliksiz olmak, kendimizi unutmaktır. "Geriye gitmek" ifadesinin elbette bir cismin gerçekten geriye doğru hareketini kastetmediği açıktır; fikir insan deneyiminden alınmıştır. Bir işe büyük bir cesaret ve hevesle başlayabilir, sonra cesaretimizi yitirip işi bitirmeden geri dönebiliriz. Aslında geriye gitmek imkânsızdır, çünkü doğa her an ardımızdan kapıyı kapatır; bu ifade, evrimin gerçekleştirdiğini geri almak anlamına da gelmez. Daha çok, ruha doğru daha tam bir yükseliş yerine maddenin daha da içine dalmayı, yani evrimsel yolculuğumuzun yönünü değiştirmeyi ifade eder.

Başarısızlığa uğramamış, hatta defalarca başarısız olmamış bir Mahatma hiç olmamıştır. Başarısızlık bir talihsizliktir, ama giderilebilir ve iradenin gücüyle zafere dönüştürülebilir. W. Q. Judge'ın sözleriyle:

Belirli eylemlerde ya da çabalarda "başarısız" olabiliriz; ama sebat etmeyi sürdürdüğümüz sürece bunlar "başarısızlık" değil, kendi içlerinde gerekli derslerdir. Direnç ve çaba yoluyla taze güç kazanırız; üstesinden geldiğimiz her şeyin gücünü (okült yasalar gereği) kendimizde toplarız. Her "başarı" bizim için değildir; bizim için olan sürekli, ısrarlı çabadır ve "başarı" budur, yalnızca bütün planlarımızı ya da girişimlerimizi gerçekleştirmek değil. Üstelik Doğa'da ne kadar yükseğe çıkarsak çıkalım, merdivenin her zaman tırmanılacak yeni basamakları vardır. (Bütün basamakları emek ve gayret içinde, ama aynı zamanda bilinçle kullanılan gücün ve iradenin büyük sevinci içinde tırmanırız.) Adept1 bile önünde yeni denemeler, yeni sınavlar görür. Unutmayalım ki "Başarısız oldum" dediğimizde bu, bir özlemimiz olduğunu ve hâlâ özlem duyduğumuzu gösterir. Bu böyle olduğu ve önümüzde tırmanacak daha yüksek mükemmellik dereceleri bulunduğu sürece Doğa bizi asla terk etmez. Yükseliyor ve özlem duyuyoruz; başarısızlık duygusu bunun en kesin kanıtıdır. Özlemlerinin sınırına ulaşmış ya da onları geride bırakmış birine ise Doğa'nın yapacağı bir şey yoktur. Böylece her "başarısızlık" bir başarıdır. Başlangıçtaki özlemleriniz ne kadar büyükse karşılaşacağınız zorluklar da o kadar büyük olur. O hâlde unutmayın: Gerçek başarıya ulaşmanın tek yolu, sürekli başarısız olsanız bile denemeye devam etmektir.

W. Q. Judge, Mektuplara Cevaplar, Eylül 1892

İnisiyasyonun amacı, adayı kendi içindeki tanrıyla bütünleştirmekle başlar ve insanı "tanrılarla" birleştirmeye uzanır. Bu yalnızca tanrılarla bir bağ kurmak değildir; aynı zamanda inisiyenin, yani öğrencinin, başarılı olursa peçeleri birbiri ardına açıp perdelerden geçeceği anlamına gelir: önce maddi evren, sonra fiziksel-maddi evrenin içindeki diğer evrenler ve onların ötesindekiler... Her perdenin ardına geçmek, daha büyük bir gizeme girmektir. Kısacası amaç, spiritüel-ilahi evrenle öz-bilinçli olarak "bir" olmaktır; bilinci genişleterek salt insan olmaktan çıkmak ve kozmik alanlara uzanmaktır. Böylece insan, düşüncesinde ve bilincinde evrensel Varlığın her parçasında evindeymiş gibi olur: Sirius'ta, Kutup Yıldızı'nda ya da Canopus'ta da yeryüzündeki kadar, görünmez dünyalarda ise daha da çok evindedir.

İnisiyasyon, evrim sürecinin hızlandırılmasıdır; içteki insanın, dıştaki fiziksel insanla karşılıklı ilişki içinde canlanmasıdır. Yüksek aşamalarında gerçekten tanrısallığa ait olan bilincin açılımını ve bu açılıma bağlı güçleri getirir; ama aynı zamanda tanrısal sorumlulukların da üstlenilmesi demektir. Hiç kimse yalnızca bir kâğıda imza atarak ezoterist olamaz; kalbinde Buddhi'nin (spiritüel sezgi ve bilgelik ilkesinin) ışıltısı parlamadıkça ve bu ışık zihnini aydınlatmadıkça bu mümkün değildir. Doğuştan ezoterist, içinde Mesih ışığının en azından bir kıvılcımı parlayarak doğmuş kişidir. Böyle biri, karmanın değişmez işleyişi ne kadar kesinse o kadar kesin olarak, er ya da geç yola çekilir. Çünkü bu, geçmişte eğitilip biçimlenmiş ve şimdi karakterine işlenmiş olan kaderidir; meyveleri de gerçeğin içgüdüsel olarak tanınması biçiminde çiçek açar.2

İnisiyasyonun en küçük, neredeyse önemsiz kısmı ritüeldir. Hiçbir inisiyasyon bir başkasına devredilemez. Bütün büyüme, bütün spiritüel aydınlanma kişinin kendi içinde gerçekleşir; başka yolu yoktur. Sembolik ayinler ve dış gereçler, öğrenciye yalnızca yardımcı olur; iç görme gücünün, iç gözün gelişmesine destek verir. Bu nedenle inisiyasyonun herhangi bir aşaması, nerede ve hangi düzenlemelerle yapılırsa yapılsın, özünde bireysel bir iç açılımdır. Öyle olmasaydı, günümüz kiliselerinin çoğunda olduğu gibi içi boş bir ayinden başka bir inisiyasyon olamazdı. Bu ayinler bile, ne kadar soluk olursa olsun, bir zamanlar çelaların (Üstatların yanında eğitim gören öğrencilerin) inisiyasyon sürecinde yaşadığı deneyimlerin yansımalarıdır.

Örneğin eski Yunanistan'ın gizemleri, yani Eleusis'te, Semadirek'te (Samothrake), Delfi'de ya da Trophonios'un kehanet merkezinde gerçekleştirilenler büyük ölçüde törenseldi. Yine de hepsinde, yozlaştıkları dönemlerde bile, belli ölçüde gerçek spiritüel deneyim vardı. Şunu da ekleyeyim: Bu törenlerle ilgili literatürde karşılaşılması ve aşılması gereken zorluklara dair ipuçları harfiyen yorumlanmamalıdır. Bunlar tamamen hayal ürünü değildir; ama inisiyenin kendi içinde karşılaşması gereken şeylerin sembolik temsilleridir. Çünkü düşünceler zihinsel varlıklardır, dolayısıyla kendilerine ait bir biçimleri ve güçleri vardır; birey ya kendi alt doğasına üstün gelir ya da onun isteklerine yenik düşer.

İnisiyasyon döngüsünde aslında on derece vardır; ancak bizi yalnızca güneş sisteminin tezahür etmiş yedi planına ait olan yedi derece ilgilendirir. En yüksek üçü bugünkü insan anlayışının tamamen ötesindedir ve bilincimiz neredeyse evrensel, insanüstü bir hâl alana dek öyle kalacaktır. Bu yedi derece, kutsal yolculuğun adayının yarı-tanrısallığa erişmeden önce geçmesi gereken yedi büyük kapıdır. Bu kapıların her biri arasında geçilmesi gereken yedi küçük kapı daha vardır; her biri eğitimde, okulda bir adımdır. Böylece toplam kırk dokuz aşama ortaya çıkar; tıpkı güneş sistemimizde kırk dokuz düzlem bulunması gibi: yedi büyük planın her birinde yedi alt plan, yani küçük küre ya da krallık vardır.

İlk üç derece; spiritüel ve entelektüel olarak gelişip büyümek için bitmeyen bir özlemle çalışmayı ve aynı zamanda hayatı yaşamayı kapsar. Bunlar semboliktir; yani ritüeller sürdüğü sürece biçim bakımından dramatiktir. Bunların yanında doğanın derin sırlarına dair öğretiler de verilir (ritüellerin ana kısmı budur). Bu öğretiler nadiren mantıksal (alt akla hitap eden) ve sıralı bir biçimde aktarılır, çünkü bu beyin-zihnin yoludur; böyle anlatımlarda bile asıl şey bir ipucu, bir ima olarak yer alır. Yöntem, öğrencinin zihnini başkalarının düşünceleriyle doldurmak değil, kendi içindeki spiritüel ateşi uyandırmaktır. Bu da anlama yetisini uyandırır; böylece aday aslında kendi inisiyatörü olur.

Bir kişinin fikirler ve düşünceler yoluyla dışarıdan aldığı şey, yalnızca dış uyaranlardır; bunlar içteki ışığı almaya hazırlayan iç titreşimi uyandırır. Fikirlerin aktarılması bir konuşma yönteminden ibarettir: Alıcının psikolojik aygıtında karşılık gelen titreşim akorunu oluşturan izlenimler meydana gelir ve alıcının kendi zihninde buna karşılık gelen bilgi anında parlar. Gerçeğe, kendini tamamen unutacak ölçüde bağlılık, alma kanalını açar. Işık ve bilgi o zaman zihne ve kalbe girer. Kişi kendi kendini, bu şekilde uyanan, ya da daha doğrusu geçici de olsa işlemeye başlayan içsel tanrısı aracılığıyla inisiye eder. Bütün süreç doğanın yasalarına, anlayışa ve içsel görüşün doğal gelişimine dayanır.

Dördüncü inisiyasyonla birlikte yeni bir içsel açılımlar dizisi başlar. Çalışma, özlem ve hayatı yaşama bundan sonraki aşamalarda da sürer; ama bu derecede yeni bir şey daha meydana gelir. O andan itibaren inisiye kişisel benliğini, ya da tabiri caizse kişisel insan anlayışını yitirmeye ve tanrısallığa karışmaya başlar; salt insani olanın kaybı, aynı zamanda ilahi olana girişin başlangıcıdır. Fiziksel bedeninden ve fiziksel zihninden nasıl ayrılacağı, yalnızca fiziksel evrenin değil, özellikle görünmez âlemlerin geniş alanlarına nasıl ilerleyeceği ona öğretilir. Daha sonra temas kurduğu varlıkların ve kürelerin iç bilincine girmeyi, o küre ya da varlık olmayı öğrenir.

Bunun nedeni, bir şeyi tam olarak bilmek için, en azından geçici olarak, o şey olmak gerekmesidir. Kişi bir şeyin bütün boyutlarıyla ne olduğunu anlayacaksa, o olmalıdır; bilinci, o an anlamını öğrendiği varlığın ya da şeyin bilinciyle birleşmelidir. İnisiyenin, cehennem yaratıklarının yaşamını ve acılarını öğrenmek için "cehenneme inişi"ne dair yarı-mistik hikâyeler buradan kaynaklanır. Bu iniş kısmen de, bu varlıkların kendi hatalarının karmik sonucu olarak yaşadıklarını deneyimleyen kişinin şefkatini uyandırmak için gerçekleşir. Aynı şekilde, öbür yönde, inisiye tanrılarla nasıl bir olacağını ve onlarla nasıl iletişim kuracağını öğrenmelidir. Onların doğasını ve yaşamını anlamak için, o sınav süresi boyunca kendisi bir tanrı olmalıdır; başka bir deyişle, kendi en yüksek varlığına girmelidir.

Böylece dördüncü inisiyasyonla aday, bilincin yeni âlemlerine kaymaya ve onlara çekilmeye başlar. İç yapısının spiritüel ateşleri hem nitelik hem işlev bakımından en güçlü hâlindedir; spiritüel elektrik, tabiri caizse, çok daha güçlü bir akımla akmaktadır. Bu mistik şeyleri gündelik kelimelere dökmek mümkün değildir. Öğretilere ve sembolik ya da dramatik ritüele ek olarak aday (ve derecesi ne kadar yüksek olursa olsun bu hep böyledir) doğanın güçlerini nasıl yöneteceğini öğrenir; bedeni bilinçli olarak bırakıp gezegenimizden güneş sisteminin diğer merkezlerine geçmek gibi harikaları başarabilir.

Beşinci derecede son seçim gelir: Kişi, büyük Şefkat Budaları gibi kendisi için değil başkalarına, dünyaya yardım etmek için yaşama geri mi dönecek, yoksa Pratyeka-Budalar (yalnızca kendi kurtuluşunu gerçekleştirip dünyadan çekilenler) gibi yalnızca kendini geliştirme yolunda mı ilerleyecek?

Altıncı inisiyasyon, bilincin ve deneyimin daha da yüksek âlemlerine uzanır. Ardından son ve en yüksek inisiyasyon olan yedinci gelir; bu, kişinin ilahi benliğiyle yüz yüze karşılaşmasını ve onunla bir olmasını içerir. Bu gerçekleştiğinde artık başka bir öğretmene ihtiyacı kalmaz. Bu inisiyasyon, insan ırkının "sessiz gözcüsü" denen varlıkla pratikte özdeş olan yüce Mahachohan ile bireysel iletişimi de kapsar.

Her derecenin kendine özgü kuralları ve eğitim esasları vardır. Ancak genel bir kural olarak, adayın en büyük rehberinin, yani nihai spiritüel ve entelektüel yargı merciinin, kendi içindeki tanrı olduğu, öğretmenin ise ikinci sırada geldiği her yerde ve her şeyde geçerlidir. Öğrenci öğretmenlerine seve seve bağlılık gösterir, ama hiçbir durumda körü körüne itaat etmez; çünkü o zamana kadar hem kendi içsel tanrısının hem de öğretmeninin içsel tanrısının Alaya'nın (evrensel ruhun) benliğinden kıvılcımlar olduğunu bilir.

Derece yükseldikçe öğretmen ile öğrenci arasındaki ilişki o kadar resmiyetten uzak ve törensiz bir hâl alır; öğrencinin de içinde yaşaması ve içsel ilahi görüşüyle bir olmak için çabalaması o kadar çok beklenir. Ayrıca ileri aşamalarda hiçbir kayıt tutulmaz; bu, yazılı notlara asla dayanmayan bir eğitimdir. Kişi, edindiği izlenimleri koruyabilmek için eğitilir ve bu eğitim belleğiyle ilgilidir. Öğretiler ne yazılı bir metne ne bir resme ne şifreli bir yazıya ne de bir gravüre, kısacası hiçbir görünür kayda bağlı değildir; yalnızca akılda ve kalpte taşınır.

Bütün çaba, içsel tanrının irade gücünü, bireyselliğini ve doğal yetilerini uyandırmaya yöneliktir. Bu nedenle bilginin aktarımı, eski deyişle "nefesten nefese" ve "ağızdan kulağa" olur. En yüksek derecelerde buna bile gerek kalmaz; çünkü ezoterik bilgi ve bilgeliği alan aday artık öylesine eğitilmiştir ki âdeta düşünce aktarımıyla alabilir, öğretmeninin yanında bulunmasına bile gerek yoktur. Öğretmen giderek daha çok sessiz ses aracılığıyla iletişim kurar: Sessizliğin sesi, öğretilerin "dile getirildiği" ve öğrencinin içindeki spiritüel kapıları açan sestir.

İleriye atılan her adım daha büyük bir ışığa girmektir; bir önceki adımda bırakılan ışık ise ona göre gölgedir. Evrim merdiveninde ne kadar yükseğe çıkılırsa çıkılsın, tanrılar kadar yüksekte olunsa bile, insanın hemen önünde her zaman kendisinden daha çok bilen biri vardır; onun önünde de giderek daha geniş kozmik bilince sahip, durmadan yükselen bir varlıklar dizisi uzanır. Hiyerarşik akış, doğanın temel çatısıdır. Bu nedenle hiçbirimiz öğretmensiz değiliz; çünkü üstümüzde sonsuz evren ve bizimkinden çok daha yüksek yaşam ve evrim deneyimine sahip hiyerarşiler vardır.

Bir insanın Monadik özü, kendi hiyerarşimizden ayrılıp kozmik varlığın yüce âlemlerine ilerlediğinde, bunu bir embriyo-varlık olarak yapar. Orada bu yeni yaşam merdiveninin ilk basamağından tırmanmaya başlar ve zorunlu durumlarda adımlarını yönlendirecek birine ihtiyaç duyar. Rehberlere ve öğretmenlere duyulan bu ihtiyaç, periyodik çağlar boyunca, o yaşam merdiveninin en üst basamağına ulaşana dek sürer; o zaman bile varlığının en derinindeki daha yüce gizemiyle biri orada duruyor olacaktır. Bu yüce gizeme hangi adı verebiliriz? İnsan dili burada yetersiz kalır; ilahi olanın alanlarına ancak spiritüel imgelem yoluyla erişebiliriz. Böylece evrimleşen varlık bir yaşam alanından ötekine, tarif edilemez deneyimin bir hiyerarşisinden ötekine durmadan geçer ve sonsuza dek ilerler. Ebedi Hakikat'in yüzü peçe üstüne peçeyle örtülü olduğuna göre, insanın hayat okulunda her zaman bir öğrenci olduğu açık değil midir?

Spiritüel anlayış bir kez geldi mi artık unutulmaz. Başarısız adayın acısı da buradadır: Görülen ve neredeyse dokunulan ihtişamı belleğinden silemez. Cenneti hiç tatmamış olan, ona ulaşma umuduyla onu arzular. Oysa onun sınırını aşmış, kapılarından Tanrısal olana bir göz atmış ama içeri girememiş kişi, görüp yitirdiği o manzarayı ruhunu ıstırapla, hatta umutsuzlukla dolduracak kadar canlı hatırlar.

İleri derecelerin çetin sınavlarına gelince, zihin, en ikna edici türden dış etkileri bile geri çevirebilecek yapıda olmalıdır. Bu tür etkiler, bir bakıma büyük bir erdem ama birçok bakımdan ölümcül bir zayıflık olan etkilenebilirlik yoluyla ortaya çıkar. Dikkatle izlenmesi gereken bir başka psikolojik etken de beyin-zihnin çok güçlü ve çok hızlı mantık yeteneğidir. Zihin, daha yüce niteliklere sıkı sıkıya bağlı kılınmalı, daha yüksekte olanın yerini gasp etmemelidir; boyun eğdirildiğinde gerçek bir değer kazanır. Buddhi ilkesine dayanan yüksek zihnin yanılmaz bir mantığı ve kendine özgü bir sezgisi vardır; beyin-zihnin işleyişleri ise onun soluk ve çoğu zaman çarpık yansımalarıdır, bu yüzden çoğunlukla en tehlikeli düşmanlardır.

Okültizmle uğraşan kişi, bunun doğurabileceği olumsuz sonuçlardan muaf kalacağını sanmamalıdır. Bütün doğa uyanır ve alt benlikle savaş zaman zaman umutsuz bir hâl alabilir; çünkü aday içgüdüsel olarak ya onu yenmesi ya da yenik düşmesi gerektiğini hisseder. Ama ne kadar mütevazı ve basit olursa olsun, önündeki ilk görevi sadakatle yerine getirirse, yolu budur. Kendi zayıflıklarımızı yenerek yalnızca kendi doğamıza değil bütün insanlığa, hatta her canlıya, hisseden her şeye yardım ederiz; çünkü evrende dolaşan güçlerin ta kendisiyiz.

İnisiyasyonun en yüksek amacı, kişinin özsel benliğiyle birlik bağını kurmasıdır.3 Bu, her birimizi bireysel bir tanrı yapmak anlamına gelen, tanrılara giden yoldur. Bu yolu izlemek son derece ciddi ve en kutsal bir girişimdir. Yüce ve nihai olana ilerlemek isteyen kişi, doğasının içerdiği her gücü, iradesinin bütün gücünü açığa çıkarmalıdır. Bu da ancak kişiliğin bağlarını ve düğümlerini tamamen bir kenara bırakmakla mümkündür. Kişi, varlığının merkezî çekirdeği etrafında dönen bilincin pürüzsüz, yörüngesel hareketine katılır ve sonunda Yüce Harika ile, içindeki tanrısallıkla kaynaşıp bir olmaya doğru ilerler.

Her perdenin ardında bir başkası vardır; ama hepsinin içinden gerçeğin ışığı, her birimizin içinde sonsuza dek yaşayan ışık parlar, çünkü o bizim iç benliğimizdir. Her insan, özünün çekirdeğinde, uzayın derinliklerindeki yıldız topluluklarından biri olmaya yazgılı bir güneştir. İlahi-spiritüel parçamız evrensel Varlık içinde yayılmaya başladığı ilk andan beri embriyo hâlinde bir güneştir; o çağlarda uzayda var olan bir başka güneşin çocuğudur. İnisiyasyon, öğrencinin kalbindeki bu içsel, gizli yıldız enerjisini açığa çıkarır.

"Aham asmi Parabrahman": "Ben sınırsız Bütün'üm; hem uzayın hem zamanın ötesindeyim." Bu fikir, kadim hakikat tapınağının temel taşıdır. Evrensel evimiz, ilahi, spiritüel, psikolojik, eterik ve fiziksel düzeyleriyle doğa anadır. Her yerde olduğumuz için belirli bir konumu olmayan bir evde yaşarız.

O hâlde, sarsılmaz bir iradeye ve daha büyük bir ışığa yönelik özleme sahipsek, her insanın yükselebileceği yol işte buradadır. İnsan, hiyerarşinin farklı aşamalarından geçerek yükselebilir ve varlığı sonunda küremizin Sessiz Gözcüsü ile bir olana dek her adımını inisiyasyon yoluyla yukarıya atabilir. Daha uzak bir gelecekte Monad'ı gezegen zincirimizin sessiz gözcüsüyle bir olacak; kozmik zamanda daha da uzak bir dönemde ise güneş sistemimizin hiyerarşisiyle, bireysel bir Monadik yaşam merkezi olarak özdeşleşecektir.

İçimizdeki evren, evrenin en iç kısmıdır: Her öz, her enerji, her güç, her yeti, sınırsız olan her şey, etkin ya da gizil olarak her birimizin içindedir. Bütün büyük bilgeler aynı gerçeği öğretmiştir: "İnsan, kendini bil." Bu, düşüncede ve duyguda içe doğru gitmek, varlığımızın özündeki (ve aynı zamanda evrenin kalbi olan) tanrısallıkla her zamankinden daha bilinçli bir bağ kurmak demektir. Gerçek evimiz oradadır: sınırsız, uçsuz bucaksız Uzay.

Dipnotlar

  1. Latince "elde etmiş olan" anlamındaki adeptus kelimesinden türetilmiştir. Terim, inisiye olmuş ve okült bilimlerde ustalaşmış, "fiziksel, zihinsel, psişik ve spiritüel yapılarını mümkün olan en yüksek derecede geliştirip mükemmelleştirmiş kişiler" anlamına gelir (Gizli Öğreti, Cilt I, s. 273). H. P. Blavatsky sağ yolun ve sol yolun Adeptlerini birbirinden ayırır; ikinciler güçlerini bencil amaçlar için kullananlardır. Teosofide bu terim genellikle Mahatmaları ya da Bilgelik Üstatlarını belirtmek için kullanılır. ↩

  2. Zaman zaman, geçmiş yaşamlarında çela olmuş, ama yolda tökezleyip öğretmenleriyle bağlarını kendileri için çok talihsiz biçimde koparmış kişiler görülür. Yine de geçmişteki kazanımları sayesinde, bir sonraki ya da belki ikinci enkarnasyonlarında olağanüstü güçler ya da yeteneklerle donanmış olarak hayata gelirler; onlara ışık veren ve içlerindeki tanrıyla temas kurmalarına yardım eden spiritüel, entelektüel ve psişik deneyimlerden oluşan bir birikimle doğarlar. H. P. Blavatsky bunlara "Nirmanakayaların bebekleri" adını vermiş ve örnek olarak Jacob Boehme'yi göstermiştir. Ciddi bir kişilik kusuru olan inatçılık yüzünden bağı koparmış, ama elde ettiği spiritüel kazanımları yitirmeyecek kadar ilerlemiş biri söz konusuydu. Artık doğrudan bir çela olmasa da izlenmiş, ona yardım edilmiş ve gelecekteki ilerlemesi nazikçe desteklenmişti; böylece sonraki yaşamda (hatta Jacob Boehme olarak yaşadığı son yaşamın sonuna doğru) yeniden öğrencilik denenmiş ya da bilinçli bağ yeniden kurulmuştu. Başka bir deyişle Boehme spiritüel deneyimler yaşadı; kabul edilmiş bir çela olduğu eski günlerde kazandığı kendi iç ışık pınarından inisiye oldu. Gerçekte, söylendiği gibi, bütün inisiyasyonlar kendi kendine inisiyasyondur, kendi kendine uyanıştır. Öğretmen yalnızca rehberlik eder, yardım eder, ferahlatır, cesaretlendirir ve destekler. Bkz. Gizli Öğreti, Cilt I, s. 494. ↩

  3. Nedense bazı kişiler arasında en yüksek inisiyasyonların kadınlara kapalı olduğuna dair tuhaf bir yanlış kanı vardır. Oysa durum böyle değildir. Dünyada hiçbir şey bir kadının en yüce kazanım zirvesine ulaşmasını, en zorlu inisiyasyon sınavlarını başarıyla geçmesini engellemez. Bununla birlikte en yüksek inisiyasyonları alanlar bunu genellikle erkek bedeninde yaparlar; çünkü bu daha kolaydır, psikolojik ve fizyolojik aygıt bu inisiyasyonlardan geçmeye daha uygundur. Ama geçmişte ya da bugün inisiyasyonun erkeklerin ayrıcalığı olduğunu varsaymak düpedüz akılsızlık olur. Kadınların tapınak eğitiminde yerlerini aldıklarını ve ezoterik eğitimde yüksek, olağanüstü onurlar elde ettiklerini anlamak için, tarihteki Yunan ve Roma'nın insan biçimci ve materyalist uygarlıklarında bile süregelen uzun ve kesintisiz kâhinler soyunu hatırlamak yeterlidir. Delfi Kâhini belki de en tanınmış örnektir; diğer örnekler, antik çağda kadın önderleri, kâhinleri ve görücüleriyle ünlü Kelt Druidleri ve Cermen halklarıdır. Kadın inisiyeler inziva perdesinin ardında kalmış olsalar da iç kapasiteleri ve başarma güçleri her yerde bilinmektedir. ↩