Teosofi

Eskimeyen Bilgelik Olarak Teosofi

Eskimeyen Bilgelik Olarak Teosofi

İnsanın temel ihtiyaçlarından biri bilmek, anlamak ve anlam bulmaktır. Bütünlüğe ulaşmak istiyorsa, özellikle hayatın temel sorularına yanıt bulması gerekir. Doğada bir tasarım ve amaç var mıdır? İnsan yaşamının, insanın ona yüklediği anlamlar dışında kendi içinde bir anlamı var mıdır? Şeylerin düzenine yerleştirilmiş, yalnızca belli bir insan kültürüne değil doğanın özüne ait değerler var mıdır? İnsan ölümden sonra varlığını sürdürür mü? Bu sorular yüzyıllardır sorulmuştur ve bugün de sorulmaya devam etmektedir.

Bu tür nihai sorulara bugün Batı dünyasında yanıt bulmak, geçmiş kültürlerde olduğundan daha zordur. Çeşitli dinlerde ve felsefi gruplarda birbiriyle çelişen pek çok cevap vardır ve aralarında seçim yapmaya rehberlik edecek pek az şey vardır. Geçmiş kültürlerde ise bilgili insanlar evrenin üzerine kurulduğu temel ilkeler konusunda uzlaşmıştı; bu ilkeler kimi zaman kültürün bütününün ayrılmaz bir parçası olur, insanların yaşam dokusuna işlerdi.

Hakikatin bir ipliği tarih boyunca tekrar tekrar ortaya çıkmıştır: Bazen antik Yunan'da olduğu gibi açıkça öğretilip bir kültüre hâkim olmuş, bazen de onu arayan az sayıda kişiye gizlice aktarılmıştır. İlkeler farklı biçimlerde ifade edilmiş, farklı zamanlarda farklı yönleri öne çıkarılmıştır; ama temelleri değişmeden kalmıştır.

Bu anlayış çekirdeği, bu ölümsüz gelenek Teosofi, yani "ilahi bilgelik" olarak bilinir; terim İskenderiye'nin parlak dönemine kadar uzanır. Teosofi'ye çoğu zaman okült ya da ezoterik denir, çünkü açıkta ya da yüzeyde olanla değil, gizli ya da özsel olanla ilgilenir. Doğanın görünmeyen süreçleri ve yasalarıyla, Bilimin ardında ve ötesinde duranla uğraşır. Evreni ayakta tutan metafizik ilkelerin incelenmesidir.

Bütün büyük dinlerin kurucuları bu doktrinin bazı yönlerini öğretmiştir ve çağlar boyunca biriken yanlış yorumların altında kalmış olsa da doktrin bütün modern dinlerde varlığını sürdürür. Yine de kendine özgü biçimde moderndir: Yirminci yüzyıldaki muazzam bilgi patlamasını bütünleştirecek bir dünya görüşü arayışıyla uyum içindedir. Üstelik Bilimdeki yeni gelişmeler, Teosofik felsefenin temel fikirlerinin çoğunu doğrulamıştır. Bu felsefe, belli kesin ilkeleri savunan bütünlüklü bir düşünce sistemidir.

Teosofi modern dünyaya esas olarak H. P. Blavatsky'nin eserleri aracılığıyla sunulmuştur; Blavatsky'nin başyapıtı Gizli Öğreti ilk kez 1888'de yayımlanmıştır. Blavatsky bilinmeyen yeni bir şey yazmayı amaçlamadı; yüzyıllar boyunca farklı zaman ve yerlerde ortaya çıkmış kadim öğretilerin bazılarını bir araya getirerek Batı için yeniden ifade etti. Teosofi'nin özünün insanlık tarihinin bütün çağlarında var olduğunu göstermek için her büyük dinin özgün kaynaklarından ve Doğu'nun ve Batı'nın başlıca kültürlerinin bilim ve felsefesinden yararlandı. Gizli Öğreti'deki anahtar fikirler, Teosofik geleneğin sonraki bütün yorumlarının temelinde yattığı düşünülebilecek yedi temel ilke halinde özetlenebilir.

1. Tek Homojen Madde Prensibi

İlk ilke Teosofik sistemin merkezindedir; diğer her şeyin etrafında döndüğü eksendir: Evrendeki her şeyin kendisinden çıktığı tek bir canlı, maddi olmayan, yaratıcı, homojen gerçeklik vardır. Bu anlayışa göre bütün doğa tek bir temel yaşamın içine gömülüdür ve bütün canlılar onun yansımalarıdır. Evrenin evrim yoluyla ulaştığı bütün karmaşık gelişim, bu arka plan gerçekliğinde bulunan ilkelerin dışa vurumudur. Bütün doğa onun ifadesidir; taşta, yıldızda, azizde ve günahkârda aynı biçimde parlar. Doğa dünyası, altındaki ebedi ve değişmez gerçekliğin yönlerini hem açığa çıkaran hem de gizleyen, durmadan hareket eden bir örtüdür. H. P. Blavatsky'nin sözleriyle:

Kozmik evrimle ilgili bütün kadim öğretilerde bulunan tek ve en belirgin fikir... bütün Kozmos'un İlahi Düşünce'den doğmuş olmasıdır. Bu düşünce, Tek Gerçeklik ile eş-ebedi olan maddeye nüfuz eder ve yaşayan, nefes alan her şey Tek Değişmez'in... Ebedi tek kökün emanasyonlarından evrimleşir.

Dünya dinlerinde bu gerçeklik farklı adlarla anılır: Brahman, Tao, Tanrı. Ama temelde ilahi bir ilke bulunduğu fikri büyük dinlerin çoğunda ortaktır. Lao Tzu şöyle der: "Gök ve Yer İsimsiz'den doğmuştur." Büyük Hint bilgesi Shankara bu fikri Hinduizm bağlamında şöyle ifade eder: "Atman, evrene nüfuz eden ama hiçbir şeyin kendisine nüfuz edemediği; her şeyi parlatan ama hiçbir şeyin parlatamadığı şeydir." Doğu dinlerinde ve edebiyatında çok yaygın olan birlik fikri Batı'da da zaman zaman yaygınlık kazanmıştır. Platon ve Yeni Platoncular bu kavramı öğretmişlerdir. Plotinus'un sözleriyle: "Her varlık kendi içinde bütün düşünülür dünyayı barındırır. Bu yüzden Her Şey her yerdedir. Her biri Her Şeydir ve Her Şey her biridir." Hristiyan mistik Ruysbroeck şöyle der: "(Mistiğin birlik içinde bildiği Gerçeklikte) artık Baba'dan, Oğul'dan, Kutsal Ruh'tan ya da herhangi bir yaratılmıştan değil, yalnızca Varlık'tan söz edebiliriz... Yaratılışımızdan önce hepimiz birdik." İncil de "O'nda yaşıyor, hareket ediyor ve varlığımızı sürdürüyoruz" der.

Doğu dinleri ilahi gerçekliği hep kişisel olmayan, doğayı kuşatan evrensel bir yaşam olarak görmüştür. Hristiyanlık ise onu insan biçimli (antropomorfik) bir kavrama dönüştürerek kişiselleştirme eğiliminde olmuştur. Bununla birlikte Paul Tillich gibi varoluşçu teologların etkisindeki pek çok modern Hristiyan, Teosofik görüşle örtüşen bir Tanrı anlayışı geliştirmiştir. Bu düşünürler "varoluşsal varlık" derken bir kişinin ya da doğanın gerçeklik dünyasında var olan kısmını; "özsel varlık" derken içsel özü, varlığın temelindeki tam potansiyeli, yani Tanrı'yı kastederler. Böylece Tanrı, gerçeklik dünyasında kısmen ifade bulan, soyut ama gerçek, sonsuz bir potansiyel haline gelir. Budizm, Zen ve Vedanta'nın Batı'daki etkisiyle bu fikir yayılmakta ve düşünen pek çok insana hem tatmin edici hem de gerçeklik hakkında bildikleriyle uyumlu bir Tanrı anlayışı sunmaktadır. Bütün insanların temeldeki kardeşliği, zorunlu olarak herkes için tek bir ilahi kaynak bulunduğu fikrinden doğar. Bu, Teosofik felsefenin temel kavramı ve öğrencilerinin de başlıca hedefidir. Dünyanın en büyük dini öğretmenleri bu inancı taşımış ve hayatlarını, öğretileriyle insanlara yardım etmeye şefkatle adamışlardır.

H. P. Blavatsky'nin zamanında Teosofistler kardeşliğin tanınması için çalışırken dünyanın bazı yerlerinde ayrılıkçı bir tutum ve beyaz ırkın üstünlüğü duygusu hâkimdi. Ancak yirminci yüzyılın baskıları, insanlık ailesinin bölünmezliğini kabul etmeyi zorunlu kılmaktadır. Güneydoğu Asya'da ya da Afrika'da atılan bir kurşunun bütün dünyada yankı bulacağını, ulusların kaderlerinin ayrılmaz biçimde iç içe geçtiğini acı deneyimlerle öğrendik. Herhangi bir azınlık grubunun çektiği acıların bütün toplumu ilgilendirdiğini gördük. Gelişen ulaşım ve iletişim, her yerdeki topluluklar ve uluslar arasında işbirliğini zorunlu hale getirdi. İlişkiler ağının dünya çapında bu kadar genişlemesi tarihte yeni bir gelişmedir; kardeşlik ilkesini, bütün insanlığın temeldeki birliğini ve halklar arasında karşılıklı saygı ve ilginin gerekliliğini kabul etmeye bizi zorlamaktadır. Bu Teosofik fikir bugün dünyada tam olarak hayata geçmekten uzak olsa da Birleşmiş Milletler gibi kuruluşların çalışmaları sayesinde yavaş yavaş zemin kazanmaktadır.

Temeldeki birlik fikri, bütün doğanın birbiriyle ilişkili olduğunu ve insanın da özünde onun bir parçası olduğunu ima eder. Doğu görüşü, insanın doğanın süreçleriyle birlikte aktığı ve onlara katıldığı duygusunu verir; özellikle Çin resim ve şiiri bu fikri dokunaklı bir güzellikle yansıtır. Bugün doğadaki temel birliğin kanıtı, ormanda, çölde, denizde, her türlü ortamda canlılar arasındaki güçlü ilişki ağlarını ortaya koyan ekoloji biliminden gelmektedir. Oysa Batı'da, son derece modern toplumların yükselişiyle insan doğadan kopmuş ve onu çoğu zaman kısa görüşlü amaçlar için sömürmüştür. Deneyimler, insanın en kötü yırtıcı olduğunu, doğanın dengesine düşüncesizce müdahale ederek değerli kaynakları yok ettiğini göstermiştir. Modern insanın teknolojik gelişiminin bir sonucu olan hava ve su kirliliği bütün dünyayı ilgilendiren bir sorun haline gelmiştir. Hayatta kalmak istiyorsak doğanın birlik yasası içinde yaşamayı öğrenmeliyiz.

Psikologlar ve filozoflar, birlik ilkesini çiğnemenin bedelini ödediğimiz bir başka alana daha dikkat çekmişlerdir. Çağımızdaki fiziksel ve psikolojik sıkıntıların ne kadarının şehir hayatının gürültüsünden ve sinir gerginliğinden, insanın doğanın yatıştırıcı ve canlandırıcı etkileriyle bağını yitirmesinden kaynaklandığına işaret ediyorlar. Wordsworth bu trajedinin uzun zaman önce farkına varmıştı.

Yavaş yavaş, yaşamı bütün doğaya ve insanla doğa arasındaki temel ilişkiye göre ayarlamanın gerekliliğini öğreniyoruz. "Görünür dünyanın ortaya çıktığı töz-ilke" bilim tarafından "ilahi" olarak tanınmayabilir; ama modern kozmolojiler, yaratılışın farklılaşmamış bir töz ya da ilkeden doğduğu görüşüne işaret eder: "Evrenin boşluğu kendisini maddenin beşiği olarak ortaya koyar."1 Bu, Tekvin kitabındaki yaratılışın şiirsel anlatımını hatırlatır: "Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yeryüzü biçimsiz ve boştu; engin karanlıklarla kaplıydı." Doğu dinlerinde de bulunan Teosofik görüşe göre evren, aslında bir plenum (dolu uzay) olan boşluktan doğmuştur.

2. Tek Yaşamın Periyodik Tezahürleri

Teosofik felsefenin ikinci önermesine göre evrenler gelir ve gider; değişmeyen, maddi olmayan bir gerçekliğin periyodik tezahürleridir. Kadim görüşe göre fenomenal dünya, sınırsız uzayın bir yayılımıdır. Bu uzay niteliksiz bir boşluk olmaktan çok uzaktır: bir doluluk, madde ve enerjiyi, bilinci ve yaşamı doğuran niteliklere sahip bir sürekliliktir. Bu yayılımı harekete geçiren ilk dürtü, evrim dediğimiz uzun farklılaşma süreçlerini başlatır. Süreç, hem fiziksel hem de spiritüel büyümenin son aşamasına ulaşılana dek sürecektir. H. P. Blavatsky'ye göre, "Gizli Öğreti her şeyin, atomların olduğu kadar dünyaların da aşamalı gelişimini öğretir ve bu muazzam gelişimin ne düşünülebilir bir başlangıcı ne de hayal edilebilir bir sonu vardır."

Astronomlar yıldızların ve galaksilerin doğup yok olduğunu keşfettikçe bu periyodik tezahürün bir kısmını gözler önüne seriyorlar. Yıldızların ve evrenlerin doğumu ve ölümü, doğadaki çok uzun soluklu evrimsel yayın bir örneğidir; ama aynı döngüsel "periyodik tezahür" süreci her yerde görülebilir: yumurta, tırtıl, koza ve kelebek; nefesin alınıp verilmesi; ağaçların yaprak açıp dökmesi; gece ve gündüz; gelgitlerin yükselip alçalması; suyun buharlaşıp yükselmesi, bulut olması, yağmur olarak inmesi; elektronun çekirdeğin etrafında dönmesi; bir insanın doğumu ve ölümü. Bunlar ve daha niceleri, çok farklı uzunluklardaki döngülerdir. Her biri, Tek Yaşamın büyük bir kozmik senfoni içindeki ritmik bir tezahürüdür; bu senfonide görünmeyen, yol gösterici bir zekâ, sayısız tempoyu çok katmanlı tek bir genel ahenk içinde uyumlu hale getirir.

3. Değişen Dünya ve Değişmez Olan

İkinci önermeyle yakından ilişkili olan bir sonraki önerme şudur: Milyarlarca yıllık evren bile ebedi ve değişmez Bir'e kıyasla kısa ve geçicidir. Bu çok sesli, süregiden senfoninin ardında varlığın zamansız, değişmez kaynağı durur.

Modern fizik bu fikrin bir benzerini elektromanyetik alan kavramında yankılar. Bu alanın etkileri, manyetik bir alana serpilen demir tozlarının alanın kuvvet çizgileri boyunca dizilmesinde görülebilir. Manyetik alandaki elektronlar da kuvvet çizgileri etrafında sarmal çizerek hareket eder ve alanı yansıtır. Alan, içindeki parçacıkların nasıl hareket edip davranacağını yönetir. Alanın gücü belli bir anda belli bir yerde değişebilse de alanın kendisi değişmez, ebedi ve maddi olmayandır; etkileyebileceği parçacıklar olsun ya da olmasın uzayın her yerinde mevcuttur. Dolayısıyla alan potansiyeli evrensel, sürekli ve değişmezdir. Bu, doğanın ardındaki değişmez, maddi olmayan gerçekliğin, varlığın temelinin, Tanrı'nın güçlü etkisinin canlı ve gerçekçi bir resmini verir. Temeldeki zeki yaşamın, çağlar boyunca kendi potansiyellerinin evrensel gelişim sürecine nasıl rehberlik ettiğine dair bir fikir verir.

4. Evrendeki Yol Gösterici İlkeler

Manyetik alan gibi örnekler, yirminci yüzyılda başka bir kadim Teosofik görüşü de inandırıcı kılmaktadır: Evren rastlantıyla değil, içsel yol gösterici ilkelerle, içten dışa doğru işler ve yönlendirilir. Bu fikir modern fizikte sağlam biçimde yerleşmiştir. Duyularımıza katı, durağan ve sabit görünen şeyin aslında elektrik kuvvetlerinin ahenkli bir dansı olduğunu, maddenin yapısının ve davranışının görünmeyen elektromanyetik ve kütleçekim alanları tarafından yönetildiğini biliyoruz.

Biyolojide de içsel bir yol gösterici ilke fikri, öz temsil (kendini gösterme) adıyla ortaya çıkmaktadır. Örneğin okyanusun derinliklerinde yaşayan deniz salyangozlarının egzotik renk ve desenleri, salyangozun hayatta kalmasına akla gelebilecek hiçbir katkı sağlamıyor gibi görünür; yine de bu güzellik salyangoza hatırı sayılır bir enerjiye mal olur. Öz temsil ilkesi en çarpıcı biçimde embriyonik gelişimde görülür: Embriyo ilk hücrelerinden başlayarak bütün memelilerde aynı olan birçok aşamadan geçer, ama sonunda türüne özgü vücut planı ve içgüdüsel yapı ortaya çıkar.

Psikolojideki kendini gerçekleştirme fikri, biyolojideki öz temsil fikrinin karşılığı, ama yeni boyutlar kazanmış hali olarak düşünülebilir. Bu görüşe göre her insan için yaşamın amacı, yaratıcılık, sevgi, zekâ gibi bütün içsel potansiyellerini olabildiğince geniş ölçüde açığa çıkarmaktır. Burada gelişimin içsel rehber ilkesi her birey için eşsizdir ve fiziksel ve biyolojik gelişimin yanı sıra psikolojik, zihinsel ya da içsel büyümeyi de sağlar.

Gizli Öğreti'de uzun zaman önce dile getirilen bu yeni bilimsel kavramlar, yaşamı, insanı ve madde dünyasını biçimlendiren içsel rehber ilkelerden bazılarını göstermektedir. Bunlar, evrenin muazzam ve süregiden sürecinin yasalara bağlı ve düzenli olduğu, doğuştan bir zekâ ya da evrensel akıl tarafından içeriden yönlendirildiği yolundaki Teosofik anlayışı destekler. Burada doğa gelişigüzel, mekanik bir olay olarak değil, belli bir yönü olan, örgütlü, evrimsel bir süreç olarak görülür. Bütün bu akış, bilincin giderek daha zengin ifadelerini ortaya koyan, giderek daha karmaşık biçimlerin gelişimine doğru ilerlemektedir.

5. Tüm Doğa Krallıklarının Bilinci Vardır

Yaşamın temeldeki birliği, bilinç ile madde arasında bir ayrılık olmadığını ima eder. Teosofi, evrendeki her şeyin bütün âlemleriyle birlikte bilinçli olduğunu, yani her şeyin kendi algı düzleminde, kendine özgü bir bilinçle donatılmış olduğunu savunur. Çağlar boyunca mistikler ve şairler, çiçeğin, kayanın, derenin ve canlıların yaşamına dair coşkulu, sezgisel duygularını dile getirmişlerdir.

Cizvit paleontolog Teilhard de Chardin'in bilim alanındaki çalışmaları, bilincin başlangıçtan beri maddenin doğasında bulunduğunu ve giderek daha karmaşık biçimler evrimleştikçe ifadesinin de arttığını gösterecek kadar ileri gitmiştir. Onun şeylerin içi dediği şey, madde ve organizmaların bilinçli, içsel, öznel yüzüdür. Yaşamın, basit bilinçle ya da uyarılara yanıt verebilme yeteneğiyle birlikte cansız maddeden doğduğunu gösteren deneysel kanıtlar vardır. Dünyanın ilk dönemlerindeki koşulları taklit eden deneylerde, proteinlerin yapı taşları olan amino asitler kendiliğinden oluşmuştur. Daha ileri deneylerde amino asitler kendiliğinden birleşerek proteinoidleri, yani canlıların özü olan protoplazmanın yapı taşlarına, doğal proteinlere çok benzeyen karmaşık molekülleri oluşturmuştur. Evrimciler bilincin kökünün maddenin kendisinde saklı olduğunu keşfettikçe madde-bilinç ikiliği ortadan kalkmaktadır. Bu da Teosofik görüşle uyumludur. Psikolog Gardner Murphy'nin belirttiği gibi, bu durum insanda bilincin çiçeklenmesini küçümsemez; tersine ilkel maddeyi yüceltir.

Fizikteki başka büyüleyici ve tuhaf çalışmalar, maddede neredeyse seçime benzer bir şeyin kendini gösterdiğini ortaya koymaktadır. Örneğin radyoaktif kobalt çekirdekleri, dönme eksenlerine göre bir yöne öteki yöne olduğundan daha fazla elektron saçar. Fizikçiler bu tuhaf bulgudan çok önemli sonuçlar çıkarmışlardır. Bu çalışmaların bir sonraki önerme için de kanıt sağladığı görülmektedir.

6. Evrimde Amaçlılık

Teosofik görüşe göre doğanın bütün düzeni, evrimdeki amaçlılığın kanıtıdır. Teilhard de Chardin, fosilleri inceleyen paleontoloji aracılığıyla böyle bir ipliğin izini sürer ve biçimler daha fazla "karmaşıklaştıkça" bilincin de zenginleştiğini gösterir. O, biyolog Julian Huxley ve başkaları, insanın fiziksel evriminin durma noktasına geldiğini ve artık önemli bir değişime uğramayacağını, evrimin bundan sonra zihinsel ve ahlaki alanda yoğunlaştığını savunurlar. Bu görüş Teosofik görüşü yansıtır.

Gizli Öğreti, insanın muazzam zaman dilimleri boyunca gelişimini ana hatlarıyla ortaya koyar; her aşama, evrenin ardındaki görünmeyen tek bilincin bir yönünü ya da özel bir niteliğini açığa çıkarır. İnsanlar, yıldızlar, gezegenler, çeşitli varlıklar, hatta mineraller için geniş bir evrim şeması çizer. Bunların hepsi bir süreliğine, arka plandaki gerçekliğin muazzam ve tükenmez potansiyelinin bir kısmını gerçekleştirir ve ifade eder. Biçimler gelir ve gider, değişir; zaman içinde, deneme yanılma yoluyla yavaş yavaş gelişerek doğanın kalbinde gizli ilahi bilincin daha fazlasını açığa çıkarabilecek hale gelir. Gizli Öğreti'nin ifadesiyle: "Doğanın bütün düzeni, daha yüksek bir yaşama doğru ilerleyen bir yürüyüşü gösterir."

7. İnsanlık için Döngüler

Teosofik bakış açısına göre insan, evrimin bütün bu akışının bir parçasıdır; ama bugünkü insanlık evrimsel anlamda olgunluktan çok uzaktır. Varoluşçular özsel varlığın gerçekleştirilmesinden söz ederken Teosofi ile uyum içindedir. Teosofi de insanı, varlık zemininin kısmi bir ifadesi olarak görür; insan, özsel doğası olan bu arka plan gerçekliğinin yeni boyutlarını açığa çıkarmaya yazgılıdır. Hristiyan mistik Meister Eckhart bu fikri şöyle dile getirmiştir:

Tanrı'nın tohumu içimizdedir. Zeki ve çalışkan bir çiftçinin eline geçerse gelişecek ve tohumu olduğu Tanrı'ya doğru büyüyecektir; meyveleri de buna uygun olarak Tanrı doğasında olacaktır. Armut tohumu armut ağacına, fındık tohumu fındık ağacına, Tanrı tohumu da Tanrı'ya dönüşür.

Teosofi'ye göre insan, ilahi yaşamla bir ve özdeş olan sınırsız bir potansiyeldir. Çağlar boyunca mistikler, insanın görünmeyen yaratıcı arka planla, yani Tanrı ile bir olduğunu doğrudan kendi içinde bilmesini sağlayan içsel güce tanıklık etmişlerdir. Varoluşçular ise bireyin, yeteneklerinde ve becerilerinde saklı bu ilahi potansiyeli yararlı işlerle uğraşarak, başkalarıyla ilişkilerini geliştirerek ifade ettiğinde doğru kullandığını ve üretken olduğunu vurgulamışlardır. Ancak Teosofi, insanın öz benliğini gerçekleştirme yolundaki uzun soluklu amacının tek bir yaşamın kısa süresiyle sınırlı olmadığını savunur.

Teosofi'nin yedinci ilkesi, her bireyin özünde evrensel Üst-Ruh ile bir olduğunu onaylar ve her birinin neden-sonuç yasasına uygun olarak reenkarnasyon döngülerinden geçtiğini belirtir. Bu, bugün dünya nüfusunun yarısından fazlasının benimsediği kadim bir görüştür: Ağaçlar için çiçeklenme ve tohum verme döngüsü olduğu gibi, insan için de bir reenkarnasyon döngüsü vardır. Doğada görülen döngüler yasası insanda ölüm, dinlenme ve yeniden doğuş olarak kendini gösterir. Bir birey birçok ırkta ve kültürde, kimi zaman erkek kimi zaman kadın olarak, yaşamın pek çok kesiminde sayısız hayat sürer. İnsan altı biçimler evrim yoluyla gelişip daha ileri bir bilince temel oluşturduğu gibi, insanın zihni, duyguları ve bedeni de çağlar boyu süren yaşam ve deneyim yoluyla yavaş yavaş gelişir ve böylece ilahi yaşamın yeni boyutlarını hayata geçirebilir.

Teosofik felsefeye göre ayrıca bir yaşamdaki ilgi alanları, ilişkiler ve yetenekler, karma, yani neden-sonuç yasası uyarınca gelecek yaşamlarda yankı bulur. Harekete geçirilen zihinsel ve duygusal güçler, kaçınılmaz olarak gelecekteki bir yaşamda bireye geri döner. Bir yaşamın armağanları da engelleri de enerjilerin geçmişte nasıl kullanıldığının sonucudur ve bireyin derinlerde gömülü olanaklarını gerçekleştirme dürtüsüne fırsatlar ya da hayal kırıklıkları getirir. Ama evrimin bütün akışı onu kimi zaman nazikçe, kimi zaman zorla ileriye iter ve zamanla içinde kilitli güçlerin daha fazlasını açığa çıkarır. Teosofi, insanlığın bir bütün olarak yavaş yavaş daha etkili, daha yaratıcı ve daha sevgi dolu hale geldiğini görür; öyle ki gelecekteki insan, bugün bizim mağara insanının ne kadar ötesindeysek, bizim o kadar ötemizde olacaktır. Tarih boyunca, büyüklükleriyle insanın ne olabileceğini gösteren ve herkesin gelecekteki büyümesinin habercisi olan bireyler olmuştur.

Teosofi, çağımızın zor ve karmaşık sorunlarına kestirme yollar ya da her derde deva bir ilaç sunmaz. Ama bütün insanlar için nihai tamamlanmaya dair umut verici, uzun soluklu bir bakış sunar. Kavramları evrende ve insanda amacı ve anlamı yeniden tesis eder ve insana hayatını üzerine kuracağı sağlam bir temel verir. Bu fikirler, her insanın içindeki derin, kısmen bilinçdışı ilerleme ve büyüme, potansiyellerini üretken çalışmalarda açığa çıkarma dürtüsüne seslenir. İnsan hayatını bu amaca yönelttikçe, bu ebedi fikirlerin temeldeki gerçekliğini ve hayatındaki yönlendirici gücünü kendi içinde daha çok hissetmeye ve anlamaya başlar. Hayat bu yüzden mutlaka kolaylaşmayacaktır; ama insan, hayatını varlığın yaratıcı kaynağıyla hizalamanın ve evrimsel akışla bilinçli olarak ilerlemenin eşsiz ödüllerini öğrenecektir.

Dipnotlar

  1. Max Gorbuny, Seven States of Matter (Maddenin Yedi Hali). ↩