Psişik güçler doğaya aykırı bir şey olarak değil, kişiliğimizin duyusal süreçlerinin olağan bir uzantısı olarak görülmelidir.
İnsanın spiritüel yolculuğunda, psişizmin çeşitli yönleri de dahil olmak üzere pek çok güç gelişir. Genellikle "duyu ötesi algı" diye adlandırılan psişizm, en iyi spiritüellikle karşılaştırılarak anlaşılır. İnsanın yapısını incelediğimizde ikisi arasındaki fark daha da netleşir. Teosofi, üç ana alanda işlev gördüğümüzü öğretir: spirit, ruh ve beden.
Dahası, insanın yedi katlı bir doğası vardır: dört "alt" yönden oluşan bir kişilik ve üç "yüksek" yönden oluşan bir bireysellik. Bu yönler üst üste dizilmiş katmanlar değildir; birbirinin içine geçmiştir. Kişilik şunlardan oluşur:
- Yoğun fiziksel beden.
- Bazen "sağlık aurası" olarak da adlandırılan eterik kılıf (fiziksel bedene yaşam enerjisi taşıyan ince madde katmanı).
- Duygusal araç (bazen astral araç ya da astral beden de denir).
- Zihnin, çevremizdeki dünyanın farkında olan olgusal ya da analitik yönü.
Fiziksel beden ve onu canlandıran eterik kılıf birbirine çok yakın işler. Ancak anestezi altında ya da derin uykuda fiziksel duyularımızın işleyişi durur; eterik beden fiziksel bedenden bir miktar ayrılır ve duyu izlenimleri beynin bilincine ulaşmaz.
Bireysellik ise şunlardan oluşur:
- Zihnin yüksek, spiritüel yönü: doğası gereği öznel olan ve Teosofik öğretilerde Manas diye bilinen gerçek "bilme"nin merkezi.
- İçgörü, sezgi, şefkat ve anlayış: Teosofik öğretilerde Buddhi olarak bilinir.
- Her şeyi kapsayan ve her şeyin kaynağı olan spiritüel ilke: Teosofik öğretilerde Atma olarak bilinir.
Dolayısıyla bireysellik varlığımızın kalıcı spiritüel özüdür ve aynı zamanda Yüce Spirit ile, Tek Yaşam ile, yani tüm varoluşun kaynağıyla birdir. Evrim süreci boyunca bireysellik, kişilik aracılığıyla kendini tam olarak ifade etmeyi öğrenir; bunun için birçok kez reenkarne olur ve her yaşamda yeni bir kişilik kullanır.
Dengeli Gelişim
Spiritüel doğamızla fiziksel/psişik doğamızın dengeli biçimde gelişmesi evrimimiz için çok önemlidir. Ancak bu ikisi her zaman birlikte işlemez; her biri ötekinden bağımsız olarak gelişebilir. Psişik yetenekler spiritüel gelişimle birlikte serpilirse, evrene dair farkındalığımızı genişleten değerli araçlar olabilir.
Gerçek spiritüel doğamız göz ardı edilirse, psişik yetilerin eğitilmesi dengesiz bir gelişime yol açar ve tehlikeli olabilir.
Uyanık olduğumuz saatlerde fiziksel duyularımız sürekli uyarılır, ama gördüklerimiz ve duyduklarımız konusunda son derece seçiciyizdir. Bununla birlikte duyular eğitilebilir: Bir ressamın renk tonlarını ayırt etmek için gözünü eğitmesi gibi daha keskin görmeyi, bir müzisyenin sesteki küçük değişiklikleri duymak için kulağını eğitmesi gibi daha ince işitmeyi öğrenebiliriz. Tat, koku ve dokunma da benzer biçimde eğitilebilir. Psişik yetilerin kullanımı söz konusu olduğunda bu tür bir eğitim büyük önem kazanır.
Duyu Ötesi Algı
Duyu ötesi algı (ESP) ya da psişizm, fiziksel duyuların bir uzantısıdır ve analitik zihni de içerir. Ne var ki bu tür psişik algılar çoğu zaman duygulardan etkilenir, onların rengini alır ve bu yüzden yanıltıcı olabilir. ESP; durugörü, duruişitme, telepati, psikokinezi (zihin gücüyle maddeyi etkileme) ve benzeri olguları kapsar.
Duyu ötesi algıyı geliştirmek, kişiyi bu yetiler uyanmadan önceki karakter özellikleriyle bırakabilir: aynı açgözlülük, aynı benmerkezcilik, aynı dar görüşlülük. Oysa spiritüel vizyon ya da içgörü, gerçekten spiritüelse, insan doğasını kökten değiştirebilir; kişiyi daha sevecen, sevgi dolu ve şefkatli bir insana dönüştürebilir.
Durugörü
Durugörü (clairvoyance) kelime anlamıyla "açık görme" demektir. Ancak daha yüksek bir düzeyde "görülen" şeyin başkalarına aktarılabilmesi için fiziksel düzeye indirilmesi gerekir. Bu da kaçınılmaz olarak akıl yürüten zihnin ve dilin devreye girmesi demektir; ikisi de algıyı durugörü sahibinin kişiliğine göre renklendirir. Bu yüzden aynı olguyu gözlemleyen durugörürler birbirleriyle aynı fikirde olmayabilir; bunun örnekleri de bilinmektedir.
Farklı insanlardaki durugörünün niteliği ve türü arasında büyük farklar vardır. Genel olarak iki ana tip bulunur. Birincisi, psişik yeteneklerini çoğu zaman tam olarak denetleyemeyen ve bazen yarı trans halinde çalışan pasif durugörürlerdir. İkincisi ise psişik yetilerini etkin biçimde denetim altında tutan ve gündelik yaşamlarıyla bütünleştirenlerdir. Bu ikinci gruptakiler kendilerinin daha çok farkındadır; genellikle dış zihni sakinleştirmek için meditasyondan yararlanarak dengeli ve denetimli bir zihin geliştirmişlerdir. Bu nedenle psişik algıları da daha doğrudur.
Psişik Algının Pratik Kullanımları
Yeterince eğitildiklerinde, uyanmış psişik yetenekler pratikte çeşitli biçimlerde kullanılabilir. Örneğin eğitim alanında, çocuklarla ilgili zor sorunların birçoğu önlenebilir ya da olumlu ve akıllıca ele alınabilir. Bir başka alan tıptır: Eğitimli durugörürler, rahatsızlıkların psikolojik mi yoksa fizyolojik mi kökenli olduğunu belirlemede sağlık uzmanlarına yardımcı olabilir. Dünyanın dört bir yanında polis de zaman zaman suçların izini sürmede bu tür yardımlardan yararlanmıştır.
Spiritüel Vizyon
Spiritüel algı ile psişik algı arasında bir fark vardır. Spiritüel esin bireyselliğimiz aracılığıyla akar; yaşamımızı dönüştürebilecek spiritüel vizyonu ve aydınlanmayı bu yolla kazanırız. Gerçek ve derin spiritüel algı, yaşamı her düzeyde anlamamızda paha biçilmez bir değere sahipken psişik algının kapsamı daha sınırlıdır. Spiritüel algı geliştikçe bilincimiz başkalarının bilinciyle birleşir; onları gerçekten anlarız ve insan olarak ortak zeminimizi keşfederiz.
Spiritüel içgörü, tüm yaşamın birliğine dair farkındalığımızı artırır, zihnimizi dönüştürür ve dünyaya ve tüm yaşam biçimlerine karşı derin bir bütünlük, özen ve sorumluluk duygusu getirir.
Özümüzde İlahi olduğumuzu hatırlayarak, içimizde uyanan ve spiritüel vizyonla aydınlanan psişik yetilerimizi sorunlarla dolu dünyamıza barış ve mutluluk getirmek için kullanmayı öğrenebiliriz.




