Teosofi

Ben Kimim? Teosofik Açıdan İnsan Olmak

Ben Kimim? Teosofik Açıdan İnsan Olmak

Sufi hikâyelerinin bilgesi Nasreddin Hoca bir gün çek bozdurmak için bankaya gitmiş. Veznedar kendisini tanıtmasını isteyince cebinden bir ayna çıkarmış, aynaya bakmış ve "Evet, bu benim" demiş.

Biz ayna yerine ehliyetimizi çıkarabiliriz; ama kim olduğumuza dair duygumuz Nasreddin Hoca'nınkinden pek de derin olmayabilir. Kendimize nadiren şu soruları sorarız: Ben kimim? İnsan olmak ne demektir?

Kendini Bil

Teosofi olarak adlandırılan Eskimeyen Bilgelik, insan doğasının bütün çeşitliliğine dair, modern psikolojinin henüz hayal bile edemediği kadar kesin ve ayrıntılı bir anlayışı uzun zamandır sunmaktadır. Yoga felsefesi, Tibet Budizmi ve eski Mısır öğretileri, modern Teosofi'deki bu geniş insan görüşünün geleneksel kaynaklarından yalnızca birkaçıdır.

İnsan doğasının Teosofik tanımında kendinize ait pek çok yönü kolayca tanıyabilir, yalnızca belli belirsiz sezdiğiniz başka yönleri de keşfedebilirsiniz. Örneğin pek çok insan, şair William Wordsworth'ün deyişiyle "ölümsüzlüğe dair sezgiler" taşır; gündelik benliklerinden daha fazlası olduklarını içten içe hissederler. Her birimizin içinde bir çekirdek, ebedi bir kıvılcım vardır: Atman ya da Benlik; içimizdeki Mesih, Tanrı dediğimiz ilahi Varlık Zemini ile bir olan Buda Doğası. Bu içsel çekirdeği, yaşam deneyimlerimizin yavaş yavaş harekete geçirdiği güçler aracılığıyla dünyada ifade ederiz.

En içteki Benliğimizi ifade etmemizi sağlayan bu güçlere, kapasitelere ve yeteneklere Teosofi literatüründe ilkeler denir. Bunları iki grupta düşünebiliriz: büyük ölçüde dış dünyaya yönelik ve daha geçici olan kişilik ile daha derin, daha içe dönük ve daha kalıcı olan bireysellik. "Kendimde değildim" ya da "kendimden geçmiştim" gibi ifadeler, hem dışsal ya da "alt" hem de içsel ya da "yüksek" bir benliğe sahip olduğumuzu sezgisel olarak bildiğimizi gösterir. Eskimeyen Bilgelik bu kavrayışı açıkça ortaya koyar.

Kişilik

İlk ilkeler kümesinde, yani kişilikte kendinizi kolayca tanıyabilirsiniz; çünkü genellikle "kendim" dediğimiz şey budur ve doğamızın en tanıdık yönlerinden oluşur. Kişiliğe bazen "alt" benlik denir; ama piyanodaki pes do, tiz do'dan nasıl daha aşağı değilse, kişilik de diğer parçalardan aşağı değildir. İkisi de bir bütünün gerekli parçalarıdır. Kişilik; fiziksel beden (hem hepimizin bildiği yoğun kısım hem de içinden akan enerjiyle ilişkili, "yaşamsal çift" denen daha ince kısım), duygular ve zihnin bir bölümünden oluşur.

Beden, çift ve canlılık

Kendinizi yorgun ya da "düşük enerjili" hissettiğinizde yaşamsal enerji akışınız zayıftır; kendinizi enerjik ve canlı hissettiğinizde ise bu akış güçlüdür. Bedenin etrafını saran ve onun her yerine nüfuz eden, yaşamsal ya da "eterik" çift (eterik beden) adı verilen bir enerji alanı vardır. Bu alanı, Hinduların "prana", Çinlilerin "chi", Batılı psikologların ise "libido" dediği yaşam gücü besler. Bu güç bütün canlılarda bulunan evrensel bir enerjidir ve doğru akması yaşam ve sağlık için zorunludur.

Duygular

Duygular, hisler, arzular ve tutkular çok güçlü kuvvetler olabilir ve büyük dalgalanmalar gösterme eğilimindedir. Bazen hayata karşı coşkulu ve heyecanlıyızdır; bazen de çökkün ve uyuşuk. Kısa bir süre içinde öfkeli, üzgün, sevecen ve neşeli olabiliriz. Bedenimiz, yaşamsal çiftin yanı sıra duygusal enerjilerden oluşan bir alanla da çevrilidir ve bu alan bedenle iç içe geçer. Duygular bu alanda dolaşır ve zaman zaman bizi alt etmekle tehdit eder.

Kişisel zihin

Zihnin kişiliğe dahil olan yönü fiziksel beyinle yakından bağlantılıdır. Bu yüzden "beyin zihni" diye anılır; ayrıntıları gördüğü, gerçekçi ve pratik olduğu için "somut zihin", çevremizdeki dünyaya daha yakın olduğu için de "alt zihin" denir. Onun gücüyle plan yapar, yolumuzu bulur, pratik sorunları çözer ve gündelik hayatımızı düzenleriz.

Kişisel zihin aynı zamanda, meditasyon yapmayı denediyseniz muhtemelen fark ettiğiniz gibi, durmadan bir şeyden ötekine atlayan "maymun zihin"dir. Basmakalıp düşüncelerin, otomatik savunmaların, bir durumun özgünlüğünü hesaba katmayan katı tepkilerin ve her türlü koşullanmanın merkezidir. Örneğin başka bir ırktan ya da kültürden biri bize kötü davranırsa, o kişiyi özdeşleştirdiğimiz bütün gruba karşı düşmanlık duyabiliriz. Bu tür alışkanlık ve koşullanmalarla, farkında olduğumuzdan çok daha fazla hareket ederiz.

Bireysellik

Kendinizi bedeniniz, duygularınız ve "maymun zihniniz" olmadan düşünebilir misiniz? Geriye bir şey kalır mı? Kişiliğin enerjilerini ve güçlerini sürekli kullanırız ve çoğu zaman bunlardan ibaret olduğumuzu sanırız. Ama bazen, örneğin ilham aldığımızda ve kendimizden geçtiğimizde, varlığımızın başka, daha derin bir katmanına dokunuruz.

Doğayı seyrederken, bir sanat ya da müzik eserinde kendimizi kaybettiğimizde veya yoğun bir odaklanma hâlindeyken, kim olduğumuza dair daha yüksek bir duyguya yükselebiliriz. Gündelik benliğimizin dışına çıkmak demek olan bu hâl (İngilizcedeki ecstasy, yani vecd kelimesinin kökü olan Yunanca ekstasis tam olarak "dışında durmak" anlamına gelir) özverili sevginin, şefkatin ve duygudaşlığın sonucu olarak da ortaya çıkabilir. Bize yön duygusu veren spiritüel irade ya da niyet de bireyselliğin bir yönüdür. Kendimizin bu yönüne açılmanın yollarından biri, zihnin bizi dışarıya çekmek yerine durulup içe döndüğü meditasyon ve tefekkür deneyimleridir.

Bireyselliğe "yüksek" ya da ölümsüz Benlik, ruh ve reenkarne olan Ego da denmiştir. Bireysellik başka bir ilkeler grubundan oluşur; bunlardan biri zihnin soyut yönüdür. Zihnin bu yönüne soyut denmesinin nedeni, genellemeler ve evrensellerle ilgilenmesidir.

Kişisel olmayan zihin

Kişisel ya da "alt" beyin zihni deneyimlerimizle koşullanır ve dünyadaki deneyimlerin etkisiyle sürekli değişir. Kişisel olmayan, "yüksek" ya da soyut zihin ise duyusal verilerle değil, bu verilere verdiğimiz tepkilerin altında yatan evrensel ilkelerle ilgilenir. Matematik ve bütün bir nesne sınıfını temsil eden semboller, bu daha yüksek ve kişisel olmayan düşünceyi gerektirir. Ancak kişisel olmayan zihin ile kişisel zihin ayrı varlıklar değildir. Kişisel zihin, kişisel olmayan zihnin bir enkarnasyon süresince beyin aracılığıyla nasıl çalıştığını gösterir. İkisi de tek bir zihnin, Sanskritçe adıyla Manas'ın yönleridir.

Sezgi

Bir sorun ya da fikir üzerinde uzun uzun kafa yorduğunuz olmuştur. Sonra onu bir kenara bırakırsınız ve hiç beklemediğiniz bir anda içgörü belirir. Bu, sezginin zihin aracılığıyla çalışmasına bir örnektir. Ani içgörü ya da aydınlanma, sezginin, Sanskritçe adıyla Buddhi'nin bir özelliğidir. Buddhi ayrıca bir birlik duygusu doğurur: ister başka bir insanla, ister doğayla, gezegenle, kozmosla ya da İlahi Olan'la.

Spiritüel niyet

Sezgi ve soyut zihin ilkelerini, spiritüel niyet ya da irade yönlendirir. Bu irade, Atman'ın, yani Benliğin ya da ilahi kıvılcımın bir yönüdür; enerjilerimizi uzun vadeli spiritüel hedeflere odaklar ve bize derinlerden gelen bir yön duygusu verir. Benliğin bu işlevini, güçlü bir niyeti uzun süre koruduğumuzda hissederiz: Yolun öğrencisinin kişisel doyumlarını ertelemesinde ya da spiritüel uygulamalarımızı yıllar boyunca kararlılıkla sürdürmemizde olduğu gibi.

İlkeler bizim birbirinden ayrı parçalarımız değildir; içimizdeki tek Benliğin yönleri, bütünün dünyada kendini ifade etme yollarıdır. Ruhun ya da Atman'ın beyaz ışığından, İlahi Olan'la bir olan içsel kıvılcımdan doğan gökkuşağının renkleri gibidirler.

Uzun Yolculuğumuz

"Atman Brahman'dır" sözü, Büyük Öğretmen'in "Ben ve Babam biriz" sözü gibi, İlahi Olan'la bir olduğumuz fikrini dile getiren bir Doğu deyişidir. Atman, yani içimizdeki İlahi Olan, varlığımızın özüdür; bütün ilkeler ondan doğar. Aynı zamanda evreni ayakta tutan ve destekleyen İlahi Zemin'dir. Atman'daki evimizden dünyaya, deneyim kazanmak ve bu yolculukla zenginleşmiş olarak geri dönmek için yola çıkarız. Yolculuk anlatan mitler ve masallar çoğu zaman kişiliğe ve bedene doğru yaptığımız bu yolculuğu ve Atman'daki evimize dönüşümüzü anlatır. Tom Thumb'ın (Türkçede "Parmak Çocuk" olarak da bilinir) hikâyesi bunlardan biridir.

Tom'un babası bir terziydi, annesi ise iplik eğirirdi. İplik, kozmosun dokunduğu henüz biçim almamış maddeyi; terzinin biçimlendirdiği kumaşlar da bu iplikten yapılan formları temsil eder. Böylece Tom'un anne babası, Atman'ı, yani her şeyin birbirini tamamlayan eril ve dişil yönleriyle ondan doğduğu ilahi özü simgeler. Upanişadlar'da Atman hem "büyükten büyük", yani evrensel, hem de "küçükten küçük", yani her canlının kalbine gömülü ilahi bir nokta olarak tanımlanır. Tom vaktinden önce doğmuştur; tıpkı spiritüel yolculuğumuza biçimlenmemiş ve deneyimsiz olarak çıkmamız gibi. Evinden ve ailesinden ayrılıp dünyayı görmeye heveslidir; tıpkı bizim deneyim dolu bir hayata atılmaya hevesli olmamız gibi.

Maceraları sırasında Tom önce bir inek tarafından yutulur; inek, fiziksel bir bedene bürünmeyi temsil eden dünyevi bir semboldür. Sonra hırsızların arasına düşer ve bir tilki ya da kurt tarafından yutulur; bunlar, fiziksel dünyaya aşırı bağlılığı simgeleyen açgözlülük ve oburluğun geleneksel sembolleridir. Ama Tom bir atın kulağına fısıldayarak ona yol da gösterir; bu, zamanla fiziksel bedenin denetimini ele geçirdiğini anlatır. Sonunda evine ve ailesine, ayrıldığı zamankinden daha bilge bir çocuk olarak döner.

Maddi dünyalarda yol alan içimizdeki gezgin ruh, Buddhi'nin ince bir kılıfına bürünmüş Atman'dır, İlahi Olan'daki bir noktadır. Bu ikisinin birleşimine Monad denir. Yolculuğa çıktıklarında, kişisel olmayan zihin olan Manas'ın alanına gömülürler. Bu uzun hac yolculuğu boyunca üçü birlik içinde bireysellik olarak kalır ve dünyaya yansır. Yunan mitindeki Narkissos gibi bireysellik de kendi yansımasına, yani kişiliğine âşık olur ve gerçekte kim olduğunu unutur.

Bireysellik, yani Atma-Buddhi-Manas olarak, uzun zaman dilimleri boyunca pek çok kişilik yansıtırız. Bu kişilikler aracılığıyla, ilkelerimizi ve kapasitelerimizi giderek daha fazla geliştiren zorluklar ve fırsatlarla karşılaşırız. Açığa çıkardığımız kapasiteler, biz evrimleştikçe ve onları dünyada ifade ettikçe bireyselliğimizde varlığını sürdürür. Kazandığımız hiçbir şey kaybolmaz; yalnızca bir süre atıl kalabilir.

Sonunda pek çok yaşam boyunca süren bu uzun yolculuğun amacını sezmeye başlarız. Teosofi gibi bir çalışma aracılığıyla hayatın anlamını arayan insanlar eve dönüş yoluna girmiştir. Spiritüel amacımızla birlikte çalışma arzusu uyanır; kendimizi bilinçli olarak geliştirmek ve içimizdeki en yüce şeyle daha uyumlu yaşamak için harekete geçtiğimizi hissederiz. Tom Thumb gibi, Atman'daki evimize doğru yöneliriz.